Anasayfa / Arkeoloji / Anadolu’da Tıp Tarihinin İzleri

Anadolu’da Tıp Tarihinin İzleri

Antik çağda hekim hastalarını evde ziyaret ederdi. Bu nedenle “hekim” adlı yazıda ve hipokrat yemininde hekimin ev ortamının mahremiyetine karşı göstermesi gereken saygıdan sözedilir. Hekimlerin çoğu işini muayenhane (İatreion) ya da taberna yani dükkanda yaparlardı. Corpus Hippocraticum’da muayenehanenin havalandırılması ve aydınlanmasının iyi olması gerektiği yazar. Muayenede hekim ve hasta oturmalı ve oturakları eşit yükseklikte olmalıdır. Hekim arada sırada not almalıydı ve bu nedenle üç ya da dört ayaklı masa ve bir mum tahtaya gereksinimi vardı. Bir de yardımcı olmalıydı. Bu kişi ustasına aletleri uzatacak, ev ziyaretlerinde eşlik edecek, hastayı tutacak ve ilaçların yapımında yardımcı olacak. Bunun karşılığında da asistanın süresi boşa gitmeyecek ve belirli bir asistanlık süresinin sonunda o da ustalaşacaktı. Hekimlerin çalıştığı mekanlar sadece işlevsel olarak diğer mekanlardan farklıydı. Bu nedenle kalıntıya günümüzde rastlamak güçtür. Sadece  Perge (Antalya) antik kentinin sütünlü caddesinde bir mozaikin üzerinde Polydeukes’in muayenehanesinin yazısına rastlarız ya da Pompeji’de “Cerrahın Evini” buluruz.

Hekimlik uygulamalarını araştıracak olursak iki farklı kaynaktan yararlanmamız mümkün olacaktır. Antik yazarların eserleri, yarı plastikler (şekiller) ve tıbbi aletler bu kaynakları oluşturmaktadır. Celsus’un, Galen’in, Aegina’lı (Yunanistan) Paulus’un yapmış oldukları farklı devirlere ilişkin derleme ve aktarımları bize bu konuda yardımcı olmaktadır. Hatta erken ortacağda bilim adamlarının da bu eserleri okumaları, çizimlerden benzeri aletleri geliştirmeleri; eski tıp ve cerrahi geleneğin kaybolmasını engellemiş, gelişmesini sağlamıştır. Özellikle kullanılan cerrahi aletlerin belirli işlevleri olmaları nedeniyle, günümüze kadar şekil ve işlev olarak bazı aletler varlığını koruyabilmişlerdir.

Özellikle antik dönemde kullanılan cerrahi aletlere ilişkin J.S. Milne ve Th. Meyer Steineg önemli katkılarda bulunmuşlardır. Yazılı kaynaklardan olduğu kadar, 19 yüzyılın sonlarında kazılar neticesinde ortaya çıkan tıbbi aletleri tanımlamış ve yayımlamışlardır. O çağdaki malzemenin bolluğu onlar için büyük bir avantajdı ve kendi olanakları ölçüsünde bu alana büyük katkıları olmuştur. Özellikle Meyer-Steineg’in Anadolu kökenli (Efes, Kolophon) cerrahi alet  koleksiyonu çok ünlüdür. E. Künzl’ün bu konuyu geliştirici boyutta yapmış olduğu derleme çalışması ise bu alanın araştırmalarının zirvesini oluşturmaktadır.

Cerrahi aletlerinin yapımını ve malzemesini inceleyecek olursak; Cesus’un “tüm aletler büyüklük, ağırlık ve incelik bakımından ele yakışmalıdır” sözünü aktarmadan geçemeyiz. Hekim muayenehanesinde madenden yapılmış olan tek araç cerrahi aletler olmalıydı, metalin diğer işler için kullanımı aşırı lüks olarak algılanmaktaydı. Bronz kullanılırdı ağırlıklı olarak; bıçakların keskin kısmı ve koterler için demir kullanılırdı. Pirincin ve saf bakırın kullanımı enderdi; sonda ve ilaç muhafası olarak kurşun kullaılırdı. Ahşap, fildişi ya da camın kullanımı ikinci derecedendi ve spatül, sonda ya da kupa yapımında kullanılırdı. Kıymetli metaller ise çok nadir kullanılırdı. Sadece bazı aletleri süslemek amacıyla kullanım görmüşlerdir.

Hekimin yanında taşıdığı ya da acil durumlarda yanında bulundurduğu tıbbi araç ve gereçlere ilişkin de ipuçları vardır. Pompeji kazılarında; volkan patlamasıyla aceleyle evden çıkmış olan bir doktorun elinde “doktor çantası” bulunmuştur. Bu çanta iki katlıydı. Üst katında bıçak, penset, kesi ekartörü; alt katta ise ilaç kutuları ve silindirik muhafazalar bulunmaktaydı. Silindirik muhafazaların büyüklerinde farklı ebatta sondalar bulunurken, küçük muhafazalarda çubuk biçiminde ilaçlar (kolirler) içermekteydi. Doktor çantasında bulunan bu aletlerin kompozisyonunun tesadüfi olmadığını farklı kabartmalardaki alet çizimleri göstermektedir. Ostia’da bulunan M.Ulpius Amerimnus’un mezar taşında buna ek olarak makaslar, kemik elevatörleri ve başka şekilli bıçaklar da bulunmaktadır. Ancak genel anlamda günümüzde kullanılmakta olan cerrahi setlere olan aşırı benzerlikleri çok şaşırtıcıdır.

Antik dönemde kullanılan cerrahi aletleri şunlardı:

Bıçaklar: Cerrahi bıçaklar, tıbbi alet buluntularının vazgeçilmez birer üyeleridir. Yunanlılar bıçağa smile, Romalılar scalpellus adını vermişlerdir. Ameliyatalarda büyük ve derin bir kesi yaratmak için yuvarlak kenarlı; “göğüs” biçiminde ya da “karın” biçiminde olan bir bıçak önerilir. Kupa çekmek için (skarifkasyon) ise ucu ince olmayan yuvarlak  kenarlı bıçaklar kullanılmalıydı. Varis ameliyatı sırasında deri açıldıktan sonra, veni zedelememek için, varis çevre dokudan bıçağın sapıyla zedelenmeden kurtarılırdı. Burun poliplerini kesmek amacıyla “mersin yaprağı” biçimindeki bir bıçakla polip kesilir ve sapında da keskin kenarlı kaşıkla kesilenler kazınırdı. Tonsillektomi için ise hilal biçimindeki bir bıçak kullanılırdı (angylotom). Fistülotomi ve siringotomi için de orak biçiminde bıçaklar kullanılırdı. Flebotom ile ise venler kesilir ve kan akıtılırdı. Bu bıçağın ucu küçük ve yuvarlaktır ve sapı yine ince yaprak biçimindedir. ve olasılıkla koterizasyon için kullanılmıştır. Embriyotomi için ise polip bıçağına benzer, iki kenarı keskin bıçakla ya da Soranos tarafından tarif edilen “pençe” (onux) ile embriyo vajinal yoldan anne karnında parçalanır ve annenin hayatı kurtarılırdı. Cerrahi uygulamasında sıkça sözedilen litotomide, perineden girilerek, mesaneden taş alınırdı . Bunun için önce aletin bıçak kısımıyla perine kesilir, diğer elin bir parmağı ise anüsten mesanedeki taşı fikse eder. Aletin diğer kanca biçimindeki ucu ile taş kesilen yerden dışarıya çekilirdi. Meyer-Steineg’in koleksiyonunda ise bıçak penset kombinasyonundaki bir aletin bu işe yaradığı söylenmektedir.

Testere,  Keski ve Kemik Elevatörleri:

Cerrahi girişimler sırasında hekim kesi için bıçakları kullanırdı. Trepanasyon yaptığı durumlarda ise, saçlı deriyi geçtikten sonra testere ve keski ile kafa tasını açmaya devam ederdi. Buna ilişkin bir trepanasyon setine Bingen Mezarında rastlanılmıştır. Hatta benzeri aletlerle 1962 yılında komplikasyon geliştirmeden Lima/Peru’da bir trepenasyon gerçekleştirilmiştir.  Testereler kemik ampütasyonları için de kullanılmıştır. Hippokrat, de fracturis isimli bölümde ampütasyonları önermemiş olsa da Roma devrine ait bazı testereleri görürüz (tilki kuyruğu testeresi).

Kemik elevatörü ise kırık kemikleri yeniden uygun konuma (açık redüksiyon) getirmek için kullanılırdı. Bu işlem fazla kuvvet gerektirdiği için elevatör kalın ve geniş uçlu olmalıydı. Keskilerin gerçek tıbbi alet olup olmadıkları herzaman tartışılmıştır (makas ve testereler gibi), çünkü bunların evde başka amaçlarla kullanımları mümkündü. Buna ilişkin Bingen ve Xanten’de bazı aletler bulunmuştur.

Kesi Kancaları (ekartör) ve İğneler:

Hekimin cerrahi uğraşısı birçok aletle desteklenmiştir. Yardımcısı tarafından kullanılan kesi kancalarına sıkça rastlarız. Kancaların iki türü var: biri keskin uçlu (hamus acutus ya da agcistron) diğeri künt uçlu olanı (hamus retusus ya da tujlagcisron). Keskin olanını kesi kenarlarını, damarları ve kaygan yerleri tutmak için kullanılırdı. Künt kanca ise geniş ağızlıydı ve ameliyat sırasında kesi kenarlarını ekarte etmeye yarardı. En uygun aletler iki özelliğe de sahip olan, yani bir ucu keskin, diğer ucu künt olan aletlerdi.

Bu yardımcı aletlerin kullanımı konusunda Celsus’un gözdeki piterijiumu nasıl aldığına bakarsak “…hekim ve asistan göz kapaklarını ayırırlar. Cerrah sivii bir kanca ile (sklera) üzerine yapışık piterijumunun altına girer ve kaldırır ve altından bir iğneyle ip geçirir. Böylece ameliyat boyunca piterijium askıda kalır. Künt kenarlı bıçak sapıyla piterijiyumu skleradan diseke edilir ve sonunda son parçası piterigotom ile kesilir”.

İğneler de hekimler tarafından kullanılan araçlar arasındaydı. Celsus’a göre: “Yara, artık temiz olduğunda, yani içinden cerahat akmadığında, yara dudakları kapatılırdı. Ya yara kenarları kendiliğinden kapanırdı ya da kanvas ve yün ipliklerle kapatılırdı”. Celsus yine, karın boşluğunun nasıl kat kat ve  karşı karşıya gelen sütürlerle sütüre edileceğini anlatır. Kontinü olduğu kadar basit (düğme dikişi) sütür de bilinmekteydi. Kesik kenarlı ya da yuvarlak olan, kıvrımlı ya da düz  bronz dikiş iğnelerine  sıkça rastlanılmaktadır.

İğnelerle ilgili olarak birçok bronzdan yapılma iğne kabzası ya da sapı bulunmuştur. Olasılıkla iğne demirden  yapıldığı içinde paslanıp, kaybolmuş, yalnızca sapı kalmıştır. Diğer özel bir iğne ise katarakt iğnesidir. Katarakt, yani lensin bulanıklaşması, antik çağda iğnelerle tedavi edilirdi. İğneyle lens vitröz boşluğun içine itilir ve böylece hasta retina tekrar ışığa kavuşurdu. Bundan sonra bulanık görse de. Celsus katarakt ameliyatının ağrısız olduğunu söyler ve şöyle tarif eder: “Hastanın başı yardımcı tarafından sıkı bir şekilde tespit edilir. Hekim, sivri ama kalın olan iğneyle, yandan gözün içine girer ve yavaş yavaş lensi vitröz boşluğa iter. Lens görüşü hala engelleyecek olursa, iğnenin ucuyla parçalanır”.

Forsepsler ve Penseler: Her iki alet de elin ulaşamadığı yerlerde anlamlı işleri yerine getirir. Forseps, yaylı ve zarif yapısı ile ince işlerde kullanılırken; pense, daha iri yapısıyla daha kaba ve güç isteyen işlerde kullanılırdı. Forsepslerin cerrahi dışında kozmetik amaçlarla da kullanıldıkları bilinmektedir. Düz ağızlı forsepsler (vulsella ya da muudion) kozmetik amaçlarla kullanılırken, hekimler tarafından entropiyon sonucunda korneya zarar veren kirpikleri almak için de kullanılırdı. Dişli ağzı olanlar ise yabancı cisimleri uzaklaştırmak amacıyla kullanılırdı. Tonsil, uvula ya da hemoroid gibi yumuşak doku parçaları önce pens ya da pensetle çekilir, sonra da kesilip, uzaklaştırılırdı. Başka amaçlarla da kullanılan uvula forsepsi (stajulagra) yanısıra, göz kapağını tespit etmek amacıyla göz kapağı pensetleri (blejarocatocon) de tanımlanmıştır. Penseler ise daha çok kemiklere müdahale etmek amacıyla kullanılırdı. Penseler, diş pensi (forseps, forfeks ya da odontagra) ya da kemik pensi (ostagra)olarak isimlendirilirlerdi. Kemik penslerinin genelde uzun, dişli ya da yivli ağızları vardır. Yaralardan ok ucu ya da yabancı cisimleri uzaklaştırmak amacıyla kullanılırdı. Örneğin Pompeji’de bulunan bir freskoda Hekim Japyx, Kahraman Aeneas’ın uyluğundan bir oku çıkarır. Diğer bir pense türü ise embriyoklasttır. Fetusun ölümüyle sonuçlanan gebeliklerde, bu pense ile fetusun kafatası  kırılır ve uterusun tahliyesi sağlanırdı.

Koter ve Kateterler: Koterler, arkeolojik kazılarda sıklıkla gözden kaçmış ya da yapıldığı malzeme itibariyle paslanıp, kaybolmuşlardır. Antik tıpta koterin kullanımı pek tercih edilmemiş olsa da birçok durumda kullanılmak durumunda kalınmıştır. Koter farklı amaçlarla kullanılırdı. Diş çekimi antik tıpta çok tercih edilmezdi, çünkü hekimler gelişebilecek komplikasyonlardan çekinirlerdi. O nedenle gevşemiş dişin etrafındaki gingiva yakılıp, gelişen skar dokusuyla dişin sabitlenmesi amaçlanırdı. Bunun dışında taze açılmış yaralara, küçük damarlara, poliplere ve fistüllere koter uygulanabilirdi. Koter uygulayarak, elde edilen skarifkasyonla, bedenin bazı bölgelerini fikse etmeye de çalışılmıştır. Örneğin, Hippokrat’a göre sıkça omuzu çıkan bir atletin omuzun sabitlemek için hekim koltuk altına koter uygulamalıydı. Kullanım yeri ve amacına uygun olarak koterin farklı biçimleri de bulunmaktaydı (sivri, yuvarlak, köşeli, yassı, hilal, orak biçiminde). Üriner obstrüksiyonda, mesaneyi boşaltmak amacıyla kateterler kullanılırdı. Erkeklerin kateterleri “s” şeklinde ve uzun, kadınların kateterleri ise kısa ve düz olmalıydı. Kateterin ucu kapalı ve yandan pencereliydi (girişli). Bronzdan ya da kurşundan hazırlanırdı.

Sondalar: Evrensel bir alet biçiminde olan sondanın, neredeyse her türlü biçimi ve ebatı vardır. Temelde hekimin gözü görevini yerine getirirdi. Yaraların derinliği anlaşılırdı, fistüllerin boyutu saptamada ya da buruna ve kulağa uygulanabilirdi. Günlük kullanım için hekim, birkaç çeşidi elde bulundururdu. Sıklıkla iki ucu da kullanılabilirdi. Ama bazen bir ucu “zeytin” biçimiyle (purhn) sonlanırdı. Hekimin yanında alet seti, ilaç kutusu yanı sıra silindir biçimindeki bir muhafaza içindeki sondalar da bulunmaktaydı. En yaygın olarak karşılaşılan sonda tipi ise spatül biçimindeki sondadır (spathomela ya da spauomhlh). Bu sondanın diğer işlevleri ise kesiden sonra diseksiyon için, dil basacağı olarak ya da Efes’li Soranos’un önerdiği gibi doğumdan sonra göbek kordonunu koterize etmek amacıyla kullanımıydı. Bunun dışında farklı biçimde sondalar da tanımlanmıştır (örneğin,sandal küreği biçiminde sonda). Sondaların ilaç, kozmetik, hatta boya karıştırmak amacıyla da kullanıldıkları bilinmektedir.

Spatül biçimindeki sondalar kadar, kaşık sondaları (cuuazis¾comhlh) da yaygın olarak kullanılmışlardır. Bir ucunda zeytin, diğer ucunda kaşık bulunan sondaların farklı işlevleri olmuş olabilir. Oldukça küçük kaşığı olanlar ile ilaçlar yaranın derinliklerine kadar ulaştırılmış olabilir, kenarları keskin kaşığı olanlar ise küretaj (jinekolojik ve fistül) amacıyla kullaılmış olabilir. Sıkça görülen diğer bir sonda türü ise kulak kaşıklarıydı (oricularium specillum ya da mhlwtriz). Adı üstünde, kişiler ve hekimler tarafından dış kulak temizliği için kullanılırken; Galen’e göre, yara temizliğinde, fistüllerin ve hemoroidlerin kazınmasında da yara kaşığı (traumatich mhlwtriz) olarak kullanılmıştır. Bunun dışında silah yaralanmalarını incelemek, idrar yollarını sondalamak ve flebotomide akan kanın hızını ayarlamak amacıyla da kullanım görmüştür.

Kupalar: Kupa çekme birçok kültürde bilinen ve binlerce yıldır yapılan tıbbi bir yöntemdir. Kupa çekilecek bölgeye kupa tatbik edilir. Kupanın yapışması için ve ilgili bölgeyi “emmesi” için, içindeki hava ya da içinde yakılan ateş ya da içindeki havayı çekerek, negatif basınç yaratılır. Kansız kupa çekmede o bölgenin kanlanması arttırılır, kanlısında ise o bölge bıçakla çizilir ve kanın akması sağlanır. Kupalar, Roma çağı öncesi dönemlere uzanan ender tıbbi aletlerdendir. Bronzdan yapılırdı, ama camdan yapılanlar da bulunulmuştur. Gümüşten yapılanlar ise gereksiz lüks olarak olarak değerlendirilmekteydi. Kupaların hekimlik uygulamalarında şüphesiz çok  önemli bir konumu vardı. Bu nedenle hekimleri tasvir eden birçok resim ve yarı plastikte kupalar simge olarak bulunmaktadır.

Spekulum ve Diokles Kaşığı: Birçok tıbbi alet diğer zenaatlardan esinlenerek geliştirilmiştir. Ancak bazen kullanıma özgü aletler de geliştirilmiştir. Bunlardan bir tanesi spekulumdu (speculum ya da dioptra ya da  catopthr). Spekulum içeriye bakmayı kolaylaştıran bir aletti. İki tipi ayırtedilebilir. Büyük olanı vajinal muayeneler için, küçük olanı rektal muayeneler için kullanılırdı. Küçük spekulumu, bugünkü burun spekulumuna benzetebiliriz. Büyük spekulum ise Pompeji’de bulunan üç ya da dört yapraklı spekulum biçimindedir. Bununla vajinal girişimler, Roma İmparatorluk döneminde sorunsuzca yapılırdı.

Karystos’lu Diokles’in icadı olduğu söylenen  “Diokles Kaşığı” kullanımı özel diğer bir alettir. Bu aletle, pensin çıkaramadığı ok uçları çıkarılırdı. Ucu delik, oluk biçimindeki bu kaşık, ok ucunun yanından yaranın derinliklerine kadar ilerletilirdi. Kaşığın ucundaki deliğe okun ucu yerleştirilir ve okun keskin kenarları kaşıkla muhafaza altına alınırdı. Böylece okun çekmesi daha da kolay olurdu. Böyle bir alet Meyer-Steineg tarafından tanımlanmıştır.

Antik çağda kullanılan tıbbi aletler ile ilgili son yıllarda ülkemizde de değerli çalışmalar yapılmıştır. Prof. Dr. İlter Uzel’in Türk Tarih Kurumunda yayımlamış olduğu eseri ya da Allanoi ile Patara kazılarında çıkan metal objeleri değerlendiren tez çalışmaları bu çalışamlar arasında bulunmaktadır.

Çalışmanın Amacı

Tıp tarihi ve tıbbi arkeoloji ile bütünleşerek yapılan bu çalışmada farklı bir bakış açısı bulunmaktadır: Bu çalışmada, antik çağdaki tıbbi uygulamaları aydınlatmaya çalışan tıbbi arkeolojinin bilimsel dağarcığına kaktıda bulunmak amaçlanmıştır.

GEREÇ VE YÖNTEMLER:

05.08.1995 – 31.12.1997 tarihleri arasında TC Kültür Balkanlığı, Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izniyle “Antik Çağda Kullanılmış Olan Tıbbi Aletlere” ilişkin müze tarama çalışmasına başlanılmıştır.

Antalya, İstanbul Arkeoloji, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Efes, Bergama, Marmaris, Denizli, Fethiye, Alanya Müze Müdürlüklerine gerekli yazışmalar yapılarak; Antalya, Bergama ve Fethiye Müzelerinden müspet yanıt alınmış ve müze tarama çalışması bu üç müzeye yoğunlaştırılmıştır.

Bu çalışmada şöyle bir metodoloji izlendi. İlgili müzelerin envanter kayıtları incelendi, gerek resim gerekse tanımlamalardan yola çıkarak, tıbbi alet olma olasılığı olan aletler depodan, bir arkeolog yardımıyla çıkarıldı. Fethiye ve Bergama Müzelerinde bizzat depoyu inceleme olanağı elde edildi.

Eserler el ile incelendikten sonra, fotoğraflandı ve envanter kayıtlarında bulunan bilgiler ve kayıtlar (aletlerin malzemesi, buluntu yeri ve biçimi, bulunma tarihi, ebatları) esas alınarak, yeni bir tıbbi alet çizelgesi oluşturuldu.

Aletleri tipolojik olarak sınıflandırmak amacıyla, bu konuyla ilgili yayımlanmış literatür ve kataloglardan yararlanıldı. Bu çalışmadaki eserler Ralph Jackson’un tipolojik sınıflaması esas alınarak tasnif edilmiştir. Tanımlama sorunu çekilen altelerde, aletler resim ve tarifleriyle Sn. Dr. Ernst Künzl’e danışılmıştır.

Ölçüler ve diğer çizelge bilgilerinde müzelerin envanter kayıtları esas alınmıştır. Müze taraması için izin alınmasına rağmen, sadece Fethiye ve Bergama Müzelerinde depo tarama çalışması yapılabilmiştir. Eserler ise sadece fotoğraflamak amacıyla incelenmiştir. Ebatlarına ilişkin bilgiler, envanter kayıtlarından alınmıştır. Bu nedenle bazı ölçülerde eksiklik bulunmaktadır.

Bu çalışmanın bazı limitasyonları vardır:

Sonuçları genellemek olanaklı değil, çünkü sadece müze depolarında bulunan kısıtlı sayıda alet incelenmiştir. Müzede bulunsa bile bazı kazı yerlerine ait aletlerin değerlendirme izinleri kazı başkanları tarafından verilmemiştir. Ya da sadece yaz aylarında açık olan kazı yeri depolarına incelemeler için ulaşılamamıştır.

Eserleri netlikle tarihlendirmek ve tıbbi kullanımına atfetmek için, set halinde ya da sistematik bir nekropol kazısı sonucunda bulunan aletlere rastlanılmamıştır. Bu nedenle bu çalışmada envanter kayıtlarında yer alan tarihlendirmeler, bulunma yerleri ve genel literatürdeki alet tipolojisine ilişkin değerlendirmeler dikkate alınmıştır.

BULGULAR

Üç farklı müzede yapılan envanter ve depo çalışmaları sonucunda 50 parça alet tıbbi alet olarak değerlendirilmiştir. Aksi belirtilmediyse aletler bronzdan yapılma ve Roma dönemine aittirler. Aletler, Jackson’un gruplamasına uygun bir biçimde çizelgeler halinde sunulacaktır. Herbir aletin ölçekli fotorafına bu bölümde yer verilecektir.

Çizelgelerde bazı kısaltmalar kullanılmıştır: Antalya Müzesi (AM), Bergama Müzesi (BM), Fethiye Müzesi (FM), Envanter Numarası (ENV.No), Buluntu Yılı (BY), Genişlik (gen.), Uzunluk (uz.).

Ölçüler ve diğer çizelge bilgilerinde müzelerin envanter kayıtları esas alınmıştır.

Bibliyografya sütünü içine yazılan rakamalar, kaynakçada bulunan kaynakların sıra numaralarını belirtir.

Soru işareti ile doldurulan hücreler, elde edilemeyen verileri ifade eder.

Müze taraması için izin alınmasına rağmen, sadece Fethiye ve Bergama Müzelerinde depo tarama çalışması yapılabilmiştir. Eserler ise sadece fotoraflamak amacıyla incelenmiştir. ebatlarına ilişkin bilgiler, envanter kayıtlarından alınmıştır. Bu nedenle bazı ölçülerde eksiklik bulunmaktadır.

Çizelge 3.1. Bıçaklar

ŞEK.No: MÜZE ENV. No: BY B. ŞEKLİ gen. (cm) uz. (cm) NOT BİBLİYOGRAFYA
3.1 AM 34.22.83 22.11.1983 DEPO DÜZENLENMESİ 12.8 Flebotom?
3.2 AM 5.31.81 28.12.1981 SATINALMA 0.3 8.1
3.3 AM 7.30.93 14.10.1993 SATINALMA 1-1.2 9
3.4 BM 1307 1967 ASKELPİON KAZISI-BERGAMA 1.5 8.5
3.5 FM 1792 16.12.1983 SATINALMA 7.3

 

Çizelge 3.2. Yaylı Forsepsler

ŞEK.No: MÜZE ENV. No: BY B. ŞEKLİ gen. (cm) uz. (cm) NOT BİBLİYOGRAFYA
3.6 BM 18.6.91 18.6.91 SATINALMA 1 7.7 FORSEPS
3.7 BM 14.7.94 14.7.94 SATINALMA (BURSA) 0.9 4.5 FORSEPS
3.8 BM 3367 ? ? 1 9.5 FORSEPS
3.9 FM 2187 13.8.89 SATINALMA 1.2 6.7 DAMAR FORSEPSİ?
3.10 FM E-169 ? ? 1 2.5 FPRSEPS
3.11 FM E-290 ? ? 0.5 7.2 FPRSEPS
3.12 FM E-298 ? ? 0.6

0.6

0.4

4.6

4.8

4.3

ÜÇLÜ FORSEPS SETİ

 

Çizelge 3.3. İğne, Sonda, Kulak Kaşığı, Kaşık ve Spatüller

ŞEK.No: MÜZE ENV. No: BY B. ŞEKLİ gen. (cm) uz. (cm) NOT BİBLİYOGRAFYA
3.13 BM 3914 BERGAMA-KAZI 0.7 5.7 KEMİKTEN-İĞNE TUTUCU
3.14 FM 912 1972 0.5 10.6 SONDA
3.15 AM 11.57.93 24.12.1993 SATINALMA 0.4 14.1 SONDA
3.16 AM 18.6.76 12.7.1976 SATINALMA 0.8 12.7 SONDA
3.17 AM 35.22.83 22.11.1983 DEPO DÜZENLENMESİ 12.7 KULAK KAŞIĞI
3.18 AM 37.22.83 22.11.1983 DEPO DÜZENLENMESİ 11.3 KULAK KAŞIĞI
3.19 AM 38.22.83 22.11.1983 DEPO DÜZENLENMESİ 9.3 KULAK KAŞIĞI
3.20 AM 5.7.87 8.5.1987 KURTARMA KAZISI-ANTALYA-DOĞU GARAJI 12.6 KULAK KAŞIĞ
3.21 AM 1.54.94 28.11.1994 SATINALMA 0.7-0.1 8.7 KULAK KAŞIĞ
3.22 AM 5.5.95 1.5.1995 SATINALMA 0.6 8.3 KULAK KAŞIĞ
3.23 AM 5.28.73 25.2.1972 SATINALMA 13.2 KULAK KAŞIĞI
3.24 AM 2.7.80 7.4.1980 BAĞIŞ 0.6 15.4 KULAK KAŞIĞI
3.25 FM 639 1962 SATINALMA 11.1 KULAK KAŞIĞI
3.26 FM 640 1969 SATINALMA 7.9 KULAK KAŞIĞI

Çizelge 3.3. İğne, Sonda, Kulak Kaşığı, Kaşık ve Spatüller (Devam)

ŞEK.No: MÜZE ENV. No: BY B. ŞEKLİ gen. (cm) uz. (cm) NOT BİBLİYOGRAFYA
3.27 AM 5.32.92 2.12.1992 SATINALMA 3 13.5 KEMİK-KAŞIK
3.28 BM 3369 ? ? 2.4 10.9 KAŞIK
3.29 BM 1630 ? ? 1.8 6.2 KAŞIK
3.30 FM 3112 13.9.96 KAUNOS-ROMA HAMAMI 2.5 12.2 KAŞIK
3.31 FM 2448 ? SATINALMA 2.5 6.4 KAŞIK
3.32 FM 1781 ? SATINALMA 3.8 11.9 KAŞIK
3.33 FM 3035 2.5.96 OENOANDA-GYMNASİON 2.1 10.1 KEMİK-KAŞIK
3.34 AM 29.7.84 22.6.1984 SATINALMA 20.5 KAŞIK SONDA
3.35 AM 6.28.73 25.2.1972 SATINALMA 12 KAŞIK SONDA
3.36 AM 1.3.91 12.6.1991 SATINALMA 0.6 14.3 KAŞIK SONDA
3.37 AM 89.44.90 27.12.1990 DEPO DÜZENLENMESİ 0.3 16 KAŞIK SONDA
3.38 AM 3.36.89 7.12.1989 SATINALMA 0.9 12.3 KAŞIK SONDA
3.39 AM 36.22.83 22.11.1983 DEPO DÜZENLEMESİ 14.3 KAŞIK SONDA

(UCU KIRIK)

Çizelge 3.3. İğne, Sonda, Kulak Kaşığı, Kaşık ve Spatüller (Devam)

ŞEK.No: MÜZE ENV. No: BY B. ŞEKLİ gen. (cm) uz. (cm) NOT BİBLİYOGRAFYA
3.40 AM 4.113.78 29.8.1978 SATINALMA 1.5 6.3 KAŞIK SONDA
3.41 AM 23.6.75 31.3.1975 SATINALMA 1.1 19.2 KÜREK SONDA
3.42 AM 1.41.90 27.12.1990 ZORALIM 2 14.8 KÜREK SONDA
3.43 AM 9.4.73 5.1.1973 SATINALMA 0.8 6.6 KÜREK SONDA
3.44 BM 3375 ? ? 1 5 KÜREK SONDA (UCU)
3.45 FM 1597 1981 PINARA KAZISI 1.1 16.7 KÜREK SONDA
3.46 FM 1709 1982 KAUNOS KAZISI 0.9 18.6 KÜREK SONDA
3.47 FM 1724 1982 KAUNOS KAZISI 1.3 14.4 KÜREK SONDA
3.48 FM 2140 4.5.1989 SATINALMA 5 16.9 KÜREK SONDA
3.49 FM 2923 5.7.1995 SATINALMA 1.2 17.2 KÜREK SONDA

 Çizelge 3.4. Koter

ŞEK.No: MÜZE ENV. No: BY B. ŞEKLİ gen. (cm) uz. (cm) NOT BİBLİYOGRAFYA
3.50 FM 1735 ? KAUNOS KAZISI 11 KORDON KOTERİ?

Üç farklı müzede (Antalya, Bergama ve Fethiye) yapılan envanter ve depo çalışmaları sonucunda 81 alet, tıbbi alet olarak değerlendirilmiştir. Bu çalışmada tüm aletlerin tanıtımına yer verilmemiştir. Aralarından seçilen bazı aletler tanıtılmıştır. Aletler çoğunlukla bronzdan yapılma ve Roma dönemine aittirler. Seçilen bazı aletlerin ölçekli fotoğraflarına ve envanter bilgilerine bu bölümde yer verilecektir.


Şekil 4.1:  Bıçak. Antalya Müzesi. Envanter No: 34.22.83. Müzeye geliş tarihi: 22.11.1983. Depo düzenlenmesi sırasında bulunmuştur. Geldiği yer bilinmiyor. Bronzdan yapılmış olup, boyu 12.8 cm’dir. Tanımı: Köşeli-yuvarlak saplı, uca doğru yassılaşan ve iki kenarı keskinleşen, kazıyıcı ve kesici alet.

Şekil 4.2: Cerrahi bıçak. Bergama Müzesi. Envanter No: 1307-ÖH67M131/30. 1967 yılında Bergama Asklepion Kazısında bulunmuştur. Bronzdan yapılmış olup, boyu 8.5 cm’dir. Tanımı: Roma imparatorluk dönemine uygun bıçak sapı. Sapın yuvarlak tarafı dissektördür.

Şekil 4.3: Cerrahi bıçak. Fethiye Müzesi. Envanter No: 1792. Satınalma ile elde edilmiştir. Bulunduğu yer bilinmiyor. Bronzdan yapılmış olup, boyu 7.3 cm’dir. Tanımı: Roma imparatorluk dönemine ait uygun bıçak sapı. Sapın yuvarlak kısmı dissektördür.Şekil 4.4: Forseps ya da cımbız. Bergama Müzesi. Envanter No: 3367. Bulunduğu yer ve yıl bilinmiyor. Bronzdan yapılmış olup, boyu 9.5 cm’dir. Tanımı: Tek parça, basit profilli, uçları içe doğru kıvrılmış alet.

 

Şekil 4.5:  İğne kabzası. Bergama Müzesi. Envanter No: 3914. Bulunduğu yer ve yıl bilinmiyor. Kemikten yapılmış olup, boyu 5.7 cm’dir. Tanım: Gövdesi dairesel yivleme ile süslenmiş, bir ucu zeytin benzeri uç ile, diğer uç ise incelerek, iğne yerleştirmek için uygun  yuva ile sonlanmaktadır.

Şekil 4.6: Sonda. Fethiye Müzesi. Envanter No: 20-92-2/912. Bulunduğu yer ve yıl bilinmiyor. Bronzdan yapılmış olup, boyu 10.6 cm’dir. Tanım: Uzun çubuk biçiminde, bir ucu zeytin biçiminde diğer ucu ise künt (kırılmış?).

Şekil 4.7: Kulak kaşığı sondası. Antalya Müzesi. Envanter  No:35.22.83. 22.11.1983 yılında depo düzenlenmesi sırasında bulunmuş. Bronzdan yapılmış olup,  boyu12.7 cm’dir. Tanımı: Baş kısmı gövdeye ve diğer uca doğru daralan, yuvarlak ve ince  çubuk. Baş kısmında küçük bir kaşık bulunmaktadır.

Şekil 4.8: Kulak kaşığı sondası. Antalya Müzesi. Envanter No:2.7.80. 7.4.1980 tarihinde bağış ile elde edilmiştir. Buluntu yeri bilinmiyor. Bronzdan yapılmış olup, boyu 15.4 cm. Tanımı: Bir ucu yuvarlak çukur kaşıkçık, diğer ucu sivri olan bir tıbbi alettir. Kaşığın dış yüzü merkezden çembere çizgi bezemelidir. Kaşık uçtan gövdeye doğru biri kalın, diğer üçü ince dört boğumdan sonra aletin en kalın bölümü vertikal çizgi bezemeleri ile süslüdür. Buradan aletin sivri ucuna kadar sap incelerek uzar.

Şekil 4.9: Kaşık. Fethiye Müzesi. Envanter No: 2448. Satınalma ile elde edilmiş. Buluntu yeri ve yılı bilinmiyor. Gümüşten yapılmış olup, boyu 6.4 cm’dir. Tanımı: Yuvarlak iç bükey hazneli kaşığın, yuvarlak tel biçiminde kısa sapı bulunmaktadır.

Şekil 4.10: Kaşık. Bergama Müzesi. Envanter No:1630. Buluntu yeri ve yılı bilinmiyor. Bronzdan yapılmış olup, boyu 6.2 cm’dir. Tanımı: Kaşık kısmı hafif oluklu ve oval biçimde, sapı kısa ve ucu kıvrık .

Şekil 4.11: Spatül sonda. Antalya Müzesi. Envanter No: 29.7.84. 22.6.1984 tarihinde, satın alma yoluyla elde edilmiştir. Bronzdan yapılmış olup, boyu 20.5 cm’dir. Tanımı: Sapı yuvarlak uzun ve zeytin biçiminde sonlanır . Spatül kısmı oluklu ve olukta balık sırtı biçimindeki çizgiler buluşur.

Şekil 4.12: Spatül sonda. Antalya Müzesi. Envanter No:6.28.73. 25.2.1972 tarihinde, satınalma yolu ile elde edilmiş.  Bronzdan yapılmış olup, boyu 12 cm’dir. Tanımı: Bir ucu sivri, sapı ince uzun, diğer ucu oluklu spatül biçimde. Spatüle yakın kısımda sapta bir delik ve çember motifi bulunmaktadır.

4.13: Spatül sonda. Antalya Müzesi. envater No:4.13.78. 29.8.1978 tarihinde satınalma yoluyla ile elde edilmiş. Bronzdan yapılmış olup, boyu 6.3 cm’dir. Tanımı: Sapı kısa, ince ve yuvarlak (muhtemelen kırılmış). Spatül kısmı oluklu ve ince uzun yaprak biçiminde.

4.14: Spatül sonda (sandal küreği biçiminde). Antalya Müzesi. Envanter No:1.41.90. 27.12.1990 tarihinde zoralım ile elde edilmiş. Bronzdan yapılmış olup, boyu 14 cm’dir. Tanımı: Bir ucu zeytin biçimde sonuçlanan, sapı ince, yuvarlak ve kavisli, spatül ucu yassı, uzun kenarları hafif içe doğru eğimli, sandal küreğini andıran alet.

4.15: Spatül sonda (sandal küreği biçiminde). Antalya Müzesi. Envater No:9.4.73. 5.1.1973 tarihinde satınalma yoluyla elde edilmiş. Bronzdan yapılmış olup, boyu 6.6 cm’dir. Tanımı: Bir ucu sivir sonlanan, sapı yuvarlak olan ve ortaya doğru kalınlığı arta, sapının ortalarına doğru iki tane daire biçiminde yivleri bulunan, spatül kısmı yassı ve dikdörtgen biçimde olan, sandal küreğini andıran ve ucu hafif kırık alet.

TARTIŞMA

Anadolu’da bulunan değerlerin yüzyıllardır gezginler tarafından toplanması, bu konuya ilişkin birçok eserin batılı müzelerde bulunmasına neden olmuştur. Buna güzel bir örnek Meyer-Steineg tarafından, 20.yüzyılın başlarında verdiği göz tedavi hizmetleri karşılığında, ona Ege’li halk tarafından armağan edilen tıbbi aletlerden oluşan koleksiyonudur.

Diğer yandan tıbbi aletler arkeolojinin üvey evladı konumundadır. Cerrahi aletlerle ilgili tarihin ikinci plana itilmesinin birçok nedenleri vardır. Kazılarda bulunan eserler, uzun süre tanımlanamamış ve bir köşeye atılmışlardır. Şayet müzeye teslim edilseler de müzede nereye konulacakları ve nasıl sınıflandırılacaklarına ilişkin bir sorun oluşturmuşlardır. Bu malzemeyle ilgilenecek insanların da çıkmaması ve arkeologların kendilerini de bu konuya yakın hissetmemeleri, bu alanda az yayın yapılmasına neden olmuştur. Bu konuyla ilgili diğer bir sorun ise, zenaatların, ki o zaman hekimlik de böyle sayılırdı, birbirlerine etkilerinin fazla olması ve bu nedenle bazen bulunan aletlerin hangi meslek grubu tarafından kullanıldığı konusunda tereddütler ortaya çıkmasıdır.

Bu nedenle çalışmada, kısıtlı olanaklara rağmen, elinde eser bulunan ve çalışma olanağı tanıyan üç müzede bulunan, seçilmiş tıbbi aletler tanıtılmıştır.

Tıp tarihçisi Michler’e göre,” Antik cerrahi aletlerin çoğunluğu, diğer zenaatkar aletlerinden geliştirilmiştir. Belirli zaman dilimlerinde tıbbi amaçlı kullanılan ve kullanılmayan aletleri ayırtetmek mümkün olmamaktadır. Örneğin, mersin yaprak biçimindeki sonda spatülü hekim mezarlarında bulunduğu gibi, ressam ve eczacı mezarlarında da bulmak mümkün olmuştur…Tıbbi amaçlı aletler ile diğer aletler her zaman birbirlerine karışmaktadır…”.

Diş pensi, cımbızlar ve sondalar da benzeri biçimde çok amaçlı ve farklı meslek grupları tarafından kullanılmışlardır. Örneğin, kulak kaşığı günümüzde bile Hindistan’da “kulak temizleyiciler” tarafından kullanılmaktadır.

Konunun zorluğuna rağmen, çağdaş tıbbın öncüsü olan antik tıbbın tıbbi uygulamalarına kanıtlık eden tıbbi aletlerinin incelenmesi, tanıtımı ve işlevlerine ilişkin yorumların yapılması; önemli ölçüde bu konudaki bilgi açığını karşılayacaktır.

Hipokrat tarafından “demir” olarak tabir edilen aletin kesici olduğu bilinmektedir. Hipokrat ve sonraki hekimler tarafından aktarılan cerrahi girişimlere dayanılarak, oldukça fazla sayıda cerrahi bıçağa rastlamamız beklenirdi; ancak demirden yapılan bu aletler, yüzyıllara dayanamayıp paslandıkları için sıklıkla yalnızca sapları (kabzaları) kalmıştır.

Şekil 4.1 ‘de tanımlanan bıçak ise mevcut Greko-roman bıçak tipolojisine az uymaktadır. Dissektör kısmı uzun ve incedir ve sivri biçimde sonlanmaktadır. Keskin kenarı yoktur. Bu bıçak biçimine çok sık rastlanılmamaktadır. Bliquez, yaptığı Napoli Müzesi’nde bulunan cerrahi aletleri yeniden düzenleme çalışmasında benzer bir alet (No: 33) yayınlamıştır. Ancak Milne, çok sivri dissektörlerin dokuları ayırma aşamasında dokuları rüptüre etme riski bulunduğu söylemektedir ve bu nedenle de fatal özelliklerinin olabileceğini vurgular. Şekil 4.2 ve 4.3’te tanımlanan aletler ise tipik Greko-roman cerrahi bıçaklarıdır. Demir bıçak kısımları bulunmamaktadır. Her ikisinin dissektörü yaprak biçimindedir ve uzun ekseni boyunca bir çizgi bulunmaktadır. Buna benzer aletler birçok yerde yayımlanmıştır.

Forseps, yaylı ve zarif yapısı ile ince işlerde kullanılır ilkel biçimi, bükülüp paralel hale getirilen bir metal şeritten oluşmaktadır. Bu biçimdeki araç iş aleti, ev aracı ve kozmetik amaçlı kullanılmışlardır. Ancak zamanla bükülmüş bu metal parçası da evrime uğramış, alet bir bütün bronz bloğundan kesilip, çıkarılmıştır. Sıklıkla kolların birleştiği uç kısmına düğme biçiminde bir parça yerleştirilmiştir. Böylece alet ele daha iyi oturmaktadır. Bu aletler günümüzde hala esnek ve kullanılabilir durumdadır. Tabanelli’ye göre ise forsepsler cerrahi girişim sırasında yara dudaklarını ayırmakta, yabancı cisimleri yaradan çekmekte ve yaraların kapatılmasında kullanılmışlardır. Tıbbi amaçlı kullanılan forseps kollarının uçları içe doğru kıvrıktır. Dokuyu ya da yabancı cismi iyi tutmak için ise dişli biçimleri de bulunmaktadır. Ucun içe doğru kıvrık olmalsı kullanım sırasında elin hassasiyetini ve esnekliğini arttırmış ve böylece girişimin güvenliğini garanti altına almıştır. Kolların uzunluğu ise yumuşak dokuya, kısalığı ise daha çok kozmetik amaçlara ya da günümüzde cerrahide kullanılan anatomik forsepse uygunluğunu göstermektedir. Forsepslerin cerrahi dışında kozmetik amaçlarla da kullanıldıkları bilinmektedir.

Şekil 4.4’te tanımlanan alet ise kalın bir bronz şeridin bükülmesiyle elde edilen bir forsepse benzemektedir. Kollarının kuvvetli olması ve uçlarının içe doğru bükülmüş olması tıbbi amaçlı olarak kullanılmış olabileceğini düşündürmektedir. Ancak literatürde tanımlanan cerrahi forsepsler kadar gelişmiş değildir. Sade bir yapısı vardır. Herhangi yazı ya da bezeme bulunmamaktadır. Bliquez’in çalışmasında 278 katalog numaralı alet buna benzemektedir ve bu aleti forseps ya da cımbız sınıfına sokmaktadır.

Antik çağın en önemli iki sorunu hemoraji ve infeksiyonlardı. Hemorajiyi durdurmak için sıklıkla “Barbarum” isimli ilaçtan sözedilmektedir. Bu ilacın, bir askeri hekim tarafından bulunan ve Germanya ve Galya’dan toplanan bitkilerden hazırlandığı söylenmektedir. Celsus kanamayı durdurmak için şu talimatları vermektedir, “Kanayan bir yaraya bez doldur ve üstüne soğuk suya batırılmış bir sünger bastır. Kanama durmazsa bandajı sıkça değiştir. Bu da işe yaramazsa süngeri sirke ya da şarapla ıslat ve yeniden dene. Acil durumlarda ise ligasyon ya da koterizasyon uygula. Sıkça, yaraya uzak bir yere flebotomi yapılarak, kupa çekmek de yararlıdır…”. Kanamaya karşı bu uygulamalar yardımcı olur. Kemik, tendon, kıkırdak ya da kas yaralandıkları zaman ya da yaralanma sonucunda az kan aktığında birçok komplikasyondan korkulmalıydı. Bu nedenle, hayatı tehdit edene kadar, kanama durdurulmamalıydı. Hatta kanama az ise bir kola da flebotomi uygulanmalıydı.

Yarayı cerrahi olarak kapatma eylemi Yunan devirlerinden çok daha fazla geriye gitmektedir. Yakın Doğu kültürlerinde sütür materyali olarak bitki lifleri, saç ve tendonların kullanıldıklarını bilmekteyiz. Antik tıpta da yün, kanvas (leinen) ya da saç kullanılmaktaydı. Celsus’a göre: “Yara, artık temiz olduğunda, yani içinden cerahat akmadığında, yara dudakları kapatılırdı. Ya yara kenarları kendiliğinden kapanırdı ya da kanvas ve yün ipliklerle kapatılırdı”. Celsus yine, karın boşluğunun nasıl kat kat ve karşı karşıya gelen sütürlerle sütüre edileceğini anlatır. Kontinü olduğu kadar basit (düğme dikişi) sütür de bilinmekteydi. Kesik kenarlı ya da yuvarlak olan, kıvrımlı ya da düz  bronz dikiş iğnelerine  sıkça rastlanılmaktadır.

Ayrıca Celsus’a göre sütür tekniğinde sütür deri ile birlikte altta bulunan dokuları da kavramalıdır. Bu en iyisi çok sıkı çevrilmemiş, yumuşak pamuk iplikle mümkündür. Sütür araları ne geniş ve de dar olmalıdır. Çok geniş aralıklar yaranın kapanmasını sağlamazken, çok dar sütür aralıkları ağrılıdır ve iltihaplanmayı kolaylaştırmaktadır. Yara dudaklarını kavuştururken, deri mümkün olduğunca gerdirilmelidir. Ancak yara dudakları birleşmiyorlarsa, sütür yerine fibula ile yara kapatılmaya çalışmalıdır. Böylece fazla skar dokusu da oluşmaz. Ancak yarayı kapatmadan önce yaranın temiz olduğuna, hatta kan pıhtılarının bulunmamasına da özen gösterilmelidir. Ayrıca yarada unutulan bez parçaları da yara iyileşmesinin engeller ve iltihaba yol açmaktadır. İçinde oluşan sıvını drenajını sağlamak amacıyla, yara dudaklarının çok birleşmesi de istenilmemektedir. İğnelerle ilgili olarak birçok bronzdan yapılma iğne kabzası ya da sapı bulunmuştur. Olasılıkla iğne demirden yapıldığı içinde paslanıp, kaybolmuş, yalnızca sapı kalmıştır.

Milne, sadece üç kenarlı keskin iğneyi cerrahi iğne olarak kabul etmektedir. Farklı büyüklüklerdeki; metal, kemik ya da boynuzdan yapılmış diğer iğnelerin pansuman malzemesini dikmek amacıyla kullanılmış olabileceğini söylemektedir. Şekil 4.5’te tanımlanan kemik ya da fil dişinden yapılma iğne sapına literatürde rastlanılmamaktadır. Sıkça mezar kazılarından bronzdan yapılma ve boyca daha uzun iğne saplar bulunmuştur. Ancak burada tanıtılan eserde olduğu gibi iğneleri (korozyon nedeniyle) bulunmamaktadır. Ucunun olmaması, iğnenin kullanım amacınının aydınlatılmasını engellemektedir. Bu tarzda iğne ya da iğne saplarına göz hekimi mezarlarında rastlanılmıştır. İğnenin özel bir biçimi olan katarakat iğnesi ile antik çağda, hekimlerin katarakt ameliyatı yaptıkları bilinmektedir.

Sondalar da forseps ya da cımbızlar gibi tıbbi kullanımları bakımından çok tartışılan aletlerdendir. Birçok meslek grubunun kullandığı düşünülen bu aletlere, yüklenilen işlevler de fazladır. Celsus’a göre, fistüllerin içine sonda sokulur ve kemiğe mi yoksa kemiğin içine mi girdiği araştırılırdı. Bu bulgulara göre, kemiğin sağlam, kırık ya da hastalıklı olduğu kanaatine varılırdı. Yani bir nevi, antik çağın “röntgen aleti” görevini görüyordu. Günlük kullanım için hekim, birkaç çeşidi elde bulundururdu. Sıklıkla iki ucu da kullanılabilirdi. Ama bazen bir ucu “zeytin” biçimiyle (purhn) sonlanırdı. Bu özellik hem aletin iyi kavranılmasını sağlamaktadır, hem de alet tupfer olarak kullanıldığında ucuna sarılan pamuk ya da bezi iyi durmasını sağlamaktadır. Kaynaklara bakılacak olursa, koter olarak da kullanılabildiğini ileri süren uzmanlar vardır. Diğer ucu ise kullanım amacına göre değişmektedir. Bu ucun şekline göre de sondanın adlandırılması yapılmaktadır. Hekimin yanında alet seti, ilaç kutusu yanısıra silindir  biçimindeki bir muhafaza içindeki sondalar da bulunmaktaydı. Sıkça rastlanılan sondalardan bir tanesi kulak kaşığı sondasıdır (oricularium specillum ya da mhlwtriz). Celsus’a göre bir hasta aniden işitme kaybına uğradığında, dış kualk yolu kir ve akıntı yönünden incelenmeliydi. Kir yumuşatılıp, sıcak su ile yıkanmalıydı. Yabancı cisimler ise kulak kaşığı ile çıkarılmalıydı. Benzeri biçimde “kulak kurtları” ve serümen de çıkarılmalıydı. Kulak kaşığının kaşık kısmının biraz eğimlisi de litotomi, damar tamirinde, göz ameliyatında, fistüllerin ve hemoroidlerin kazınmasında ve yara ekartmanında yardımcı aletler olduğu söylenmektedir. Bunun dışında silah yaralanmalarını incelemek, idrar sondalarını sondalamak ve flebotomide akan kanın hızını ayarlamak amacıyla da kullanım görmüştür.

Sıkça rastlanılan diğer bir sonda türü ise spatül biçimindeki sondadır. Spatomel (spathomela ya da spauomhlh) olarak da adlandırılan bu sondaya, biçimine göre farklı adlar verilmektedir (yaprak, sandal küreği, mersin yaprağı biçimindeki spatomel gibi). Yaprak biçimindeki spatomel keskin olmamakla birlikte, disseksiyon için uygun olduğu söylenebilir. Meyer-Steineg’e göre, spatomel dar fistülleri genişletmek amacıyla kullanılmıştır. Spatomel keskin olmamakla birlikte, bazen bıçakla ayırt edilemeyecek özellikler taşıdıkları da bilinmektedir. Buna bir örnek, burun poliplerini almak için kullanılan mersin yaprağı biçimindeki polip spatülüdür. Spatül biçimindeki sondalar kadar, kaşık sondaları (cuuazis¾comhlh) da yaygın olarak kullanılmışlardır. Bir ucunda zeytin, diğer ucunda kaşık bulunan sondaların farklı işlevleri olmuş olabilir. Oldukça küçük kaşığı olanlar ile ilaçlar yaranın derinliklerine kadar ulaştırılmış olabilir, kenarları keskin kaşığı olanlar ise küretaj (jinekolojik ve fistül) amacıyla kullanılmış olabilir.

Şekil 4.6’ta tanımlanan eser bir sondadır. Buna benzer bir sondayı Bliquez 206 katalog numarası ile yayınlamıştır. Ancak bu biçimdeki objelerin çivi olarak da kullanılmış olduklarını belirtmiştir. Şekil 4.7 ve 4.8’te bulunan aletler birer kulak kaşığı sondasıdır. Şekil 4.8’in kıvrık kaşık kısımına dikkat edilirse, kulak temizliği dışında yukarıda sayılan başka işlevlerinin olduklarını tahmin etmemiz mümkün olur. Bu biçimdeki aletler birçok katalogda tanımlanmış ve yayınlanmıştır. Şekil 4.11, 412, 4.13, 4.14 ve 4.15 ‘te bulunan aletler ise spatomellerdir. Yaprak biçiminde ve oluklu olanlar (Şekil 4.11, 4.12 ve 4.13) spatüllerin diğer işlevleri yanısıra, insizyon sırasında kesinin içine sokulup, bıçağın daha derinlere dalmasını engellemek amacıyla kullanılmıştır. Bliquez’e göre ise, siyatoskimel olarak adlandırılan bu aletin eczacılıkta çok kullanılmıştır. Şekil 4.14 ve 4.15’te tanımlanan spatül sondalar “sandal küreği ” biçimindeki sondalardır ve yaranın büyüklüğüne göre, yaranın derinliklerine ilaç uygulamak amacıyla ya da ilaç hazırlamak amacıyla kullanıldıkları bilinmektedir. Bu spatül biçimine de birçok katalogda rastlamak mümkündür.

Antik çağda kaşığın yemek yeme amacıyla kullanımına pek rastlanılmamaktadır. Bunun yerine tıbbi amaç dışında, süs ya da kozmetik amaçlı kullaınldıkları bilinmektedir. Şekil 4.9 ve 4.10’da tanımlanan kaşıklar (ligula, coclear) ilaç kaşığı olarak tanımlamak mümkün olsa da şimdiye kadar tıbbi kullanımları ispat edilememiştir. Şekil 4.10’daki alete ise literatürde rastlanılmamıştır.

Bu çalışma, antik çağdaki tıbbi uygulamalarını aydınlatılmaya çalışılmıştır. Tıbbi arkeoloji ile ilgili bir konu tanıtılmış ve limitasyonlar dahilinde bu alan incelenmiştir. Antik çağda yaşamış olan hekimlerin çoğunun Anadolu kökenli olmaları nedeniyle, daha sistematik bir müze tarama ve arkeolojik kazı ekipleriyle daha sıkı bir işbirliği çalışmasının bu alanda yeni sonuçlar ve gelişmeler ortaya çıkaracaktır.

 

Kaynakça:

Yaman H. Anadolu’da Tip Tarihinin Izleri. Yayınlamamış Tıpta Uzmanlık TezÇalışması. S.B. Ankara Numune Eğitim Ve Araştirma Hastanesi; Ankara, 2000.

Prof. Dr. Hakan YAMAN

 

 

Dikkatinizi Çekebilir...

Röportaj – Patara’da Tarih Yeniden Yazılıyor

‘Patara Kazıları’nın bu yıl 30’uncu yıl dönümü. Kazı Başkanı Prof. Havva Işık, bölgedeki çalışmaların tüm …

Nuh’un Gemisi Raporu: Gövdeyi Gördük Ve Arkeolojik Çalışma Başlatılmalı

AĞRI’nın Doğubayazıt ilçesinde 42’nci Turizm Haftası nedeniyle düzenlenen konferansta konuşan belgesel ve film yapımcısı Cem …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Watch Dragon ball super